BÜYÜK ADAM OLMAK

      15’inci yüzyılda yaşasam kim olurdum diye düşünüyorum bir akşam. Veyahut medeniyetle tanışmamış bir kabilede doğsam yine iğrenir miydim acaba bugün tiksindiğim şeylerden? Napolyon’un ordusunda biri olsaydım rest çeker miydim acaba ömürlük konsüle? Ama gönlüm yine Atila’nın bir askeri olmaktan yana… Ruhum “Bec önünde düğün etmek” derdinde. Velhasıl tarihsel ve ideolojik aforizmalarla ve ayrıca kendimce çılgın sorularımla geçirdiğim bir akşamın baş döndüren saatlerinde düştün aklıma.

Büyük adam olma hayalleri kurup tarihte hep küçük kalmayı tercih etmiş -ki bunun sebebi tarihteki büyük işler başaranlara saygımdandır- biri olarak Atsız’ın Yalnızlık şiirinde dediği gibi “Yine derdinle hayalim hasta”.  Büyük adam mı olacağım yoksa aşık bir meczup mu kalacağım konusunda ikilemler içindeyken “Adam” kalmaya karar veriyorum. Sanırım bu ikilemden kaçmanın en kolay ve en “karakterli” yolu budur. Çünkü biliyorum ki 15′ inci yüzyılda da yaşasam, medeniyetle tanışmamış bir kabilenin ferdi de olsam, Napolyon ordusunda bir asker de olsam ben yine seni arayan, senin olmadığın her şeyden tiksinen ve senden başkasını tahta taca layık görmeyen olurdum. Biliyorum, çok yaşayamazdım bu düşüncelerle o dönemlerde. Peki bugün yaşadığım konusunda bir kanıtın var mıdır, solup giden ve ruhunu çoktan yitirmiş, kalbi sende gitmiş bedenim dışında?

Büyük adam olmak mı? Yoksa aşık bir meczup kalmak mı? Merak etmeyin, ikincisini seçerseniz de büyük adam olursunuz artık bu devirde. Zira ne Mecnun kaldı, ne Leyla. Aşk, tek gecenin en haylaz cevabıdır. Aşk, artık yanıp tutuşan gönüllerin değil de bedenlerin sözcüsüdür. Aşk, küçük kaçamakların büyük yalanıdır artık. Zengin ve arsız pezevenklerin, seksi ve arsız orospuların dünyasına Plüton kadar mesafeli duranlar ile şiirlerde buluşmak dileğiyle. Ey Kendini Bilmez Çocuklar, temiz seven ve güzel seven çocuklar bakın ne der  Ömer Lütfi Mete:

“Talip olmak hoştur amma dengin bulmak başkadır, başka…”

Hacı Hasan ACAR

Okumaya devam et “BÜYÜK ADAM OLMAK”

“EYLÜL’ÜN ORTASINA VARMADAN”

a90a4bebkapaaaaaaaaakey

Seneler geçse, geçmez bir yangının ortasında kalmışız. Hangi tufan alır bizi bu yangından?  Hangi kavimle helak olsak söner içimizdeki alevler?

Yine buhranlı yazmaya meyyalim var bu gece. Yine dumanlı bir odada, loş ışıklı bir dünyadayım. Saçları kalbime  uzanan bir kız geçiyor düşlerimin kıyısından. Ayaklarını sürüyor hayallerimin kumsalına. Gülüşleri yankılanıyor ve umutlarımın karaya vurduğu zamanlar anımsıyorum… günbatımımda gün gibi parlasan da yavaş yavaş batıyorsun imkansız mesafelerde. Ne varsa benden sana kalan hatıra, hatrına gelmesin diye atıyorsun dört bir yana… Neyini en çok sevdimse, bırakmıyorsun yarınlarına…

O nedenle dünde kaldım ben, o nedenle çok sevdim “Eylülleri“.
Seninle alakalı her şeyin koştum peşinden, tuttum ensesinden ve getirdim gözümün önüne. Gönlümle bağlandım her birine. Bırakmadım başıboş sokaklarda. Gözüm gibi baktım her hatırana. Her hatıranla çektim kafayı geceleri. Sensizliğine
sarhoş oldum. Seni en çok sensizken sevdim.
Asya’da bir gökçadıra koydum seni, öyle geldim Anadolu’ya. Vardın bildim, vardım bildin. Ama bir kez kesişmedi yollar, geçmedi yolun bozkırlarımdan. Düşmedi yolum bozkırlarına. Hasret kaldım da, vuslatı sildim lügatımdan.

Ne selâm ederim gayri, ne de sevgilerimle…
Ne yaşıyor isem kendi içimde, ne çektiysem kendi kendime…

Hacı Hasan ACAR
17.02.2017